TÜBA, G20-Bilim20 Zirvesi’nde Türkiye’yi Temsil Etti
TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Washington’da düzenlenen ve G20 ülkelerinin bilim akademilerini bir araya getiren Bilim20 (Science20-S20) Toplantısı’nda Türkiye’yi temsil etti. Bu yıl ABD Ulusal Bilimler Akademisi ev sahipliğinde gerçekleştirilen toplantının ana teması “Yükselen Teknolojiler ve Uluslararası İş Birliği Yoluyla Doğal Afetlere Karşı Direncin Güçlendirilmesi” (Strengthening Resilience to Natural Hazards Through Emerging Technologies and International Collaboration) oldu.
TÜBA Başkanı Prof. Dr Muzaffer Şeker Washington’da düzenlenen "Yükselen Teknolojiler ve Uluslararası İş Birliği Yoluyla Doğal Afetlere Karşı Direncin Güçlendirilmesi başlıklı G20 ülkelerinin bilim akademilerinin bilim akademilerinin yer aldığı Bilim20 (Science20-S20) Toplantısı’nda Türkiye’yi temsil etti.
TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Muzaffer Elmas’ın da yer aldığı toplantının açılış konuşmasını ABD Ulusal Bilimler Akademisi Başkanı Marcia McNutt ve Uluslararası Sekreteri John Hildebrand yaptı.
Programın ilk oturumunda toplam 18 ulusal akademi, kurum ve kuruluş; ABD Ulusal Bilimler Akademisi, TÜBA, Afrika Birliği, Arjantin Ulusal Fen, Fizik ve Doğa Bilimleri Akademisi, Avustralya Bilimler Akademisi, Brezilya Bilimler Akademisi, Kanada Kraliyet Cemiyeti, Çin Bilimler Akademisi, Fransa Bilimler Akademisi Almanya Ulusal Bilimler Akademisi Leopoldina, Hindistan Ulusal Bilimler Akademisi, Endonezya Bilimler Akademisi, İtalya Lincei Ulusal Akademisi, Japonya Bilim Konseyi, Meksika Bilimler Akademisi, Rusya Bilimler Akademisi, Suudi Arabistan Kral Abdülaziz Bilim ve Teknoloji Şehri, Kore Bilim ve Teknoloji Akademisi ve Avrupa Akademisi başkan ve temsilcileri toplantının ana konu başlığı hakkında konuştu.
“Doğal Tehlikeler Kaçınılmazdır, Afetler Değil”
Toplantıda söz alan TÜBA Başkanı Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Türkiye'nin son otuz yılda Marmara Depremi, büyük orman yangınları ve 6 Şubat depremleri gibi ağır afetler yaşadığını hatırlatarak, bu süreçlerin Türkiye’ye önemli deneyimler kazandırdığını belirtti. Şeker, “Doğal tehlikeler kaçınılmazdır. Afetler ise kaçınılmaz değildir. Bilimin mümkün kıldığı temel ayrım budur.” ifadelerini kullanarak afetlerle mücadelede bilimsel bilgi, teknoloji ve kurumsal kapasitenin önemine dikkat çekti. Türkiye'nin 1999 Marmara Depremi sonrasında deprem yönetmeliklerini yenilediğini, zorunlu deprem sigortasını hayata geçirdiğini ve afet yönetimini AFAD çatısı altında topladığını ifade eden Başkan Şeker, kentsel dönüşüm çalışmalarının da afet risklerinin azaltılmasında kritik rol oynadığını vurguladı.
Birinci Öneri: Ortak Veri Standartları Oluşturulmalı
Konuşmasında S20 Bildirgesi'nin afetlere karşı direnci artırmak için ortaya koyduğu yol haritasını değerlendiren Prof. Şeker, bilim akademilerinin üstlenmesi gereken beş temel görevi sıraladı. Bunların ilkini veri kalitesi ve açık standartlar olarak açıkladı ve afetlerin sınır tanımadığı bir dünyada verilerin de sınırları aşabilmesi gerektiğini belirtti. Başkan Şeker, “Bir ülke sismik verileri farklı bir formatta, komşusu başka bir formatta kullanıyorsa erken uyarı sistemleri başarısız olur. Bilim akademileri ortak veri standartlarının oluşturulmasına öncülük etmelidir.” dedi.
İkinci Öneri: Teknolojiler Gerçek Hayat Şartlarında Çalışmalı
Afet yönetiminde kullanılan teknolojilerin yalnızca laboratuvar ortamında değil, kriz anlarında da işlevsel olması gerektiğini vurgulayan Şeker, internet ve enerji altyapısının zarar gördüğü durumlarda dahi çalışabilecek sistemlerin geliştirilmesinin önemine işaret etti. Şeker, bilim akademilerinin mühendislik çözümleri ile toplumların gerçek ihtiyaçları arasında köprü kurabilecek en uygun kurumlar olduğunu ifade etti.
Üçüncü Öneri: Yerel Bilgi Bilimsel Verilerle Birlikte Değerlendirilmeli
Yapay zekâ ve uydu teknolojilerinin önemine değinen Prof. Şeker, yerel toplulukların sahip olduğu deneyim ve bilginin de afet yönetiminin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyledi. Bir uydunun taşkın alanlarını gösterebileceğini ancak bir köyün hangi güzergâhı kullanarak güvenli bölgeye ulaşacağını yerel halkın bildiğini belirten Şeker, yerel bilgi ile bilimsel verilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.
Dördüncü Öneri: Afetlere Karşı Dirençte Eşitsizlikler Azaltılmalı
Şeker, doğal afetlerden en çok etkilenen ülkelerin çoğu zaman gelişmiş teknolojilere erişimde en büyük zorlukları yaşayan ülkeler olduğuna dikkat çekti. Afetlere karşı direnç konusunda “iki farklı hızda ilerleyen bir dünya” oluşmaması gerektiğini belirtti, bilim akademilerinin bu eşitsizlikleri görünür kılma ve açık erişim politikalarını destekleme sorumluluğu bulunduğunu ifade etti.
Beşinci Öneri: Teknoloji İnsan Muhakemesinin Yerini Alamaz
Konuşmasının son bölümünde teknolojinin bir araç olduğunu, insanın ve kurumların yerini alamayacağını vurgulayan Prof. Şeker, güvenilmeyen bir erken uyarı sisteminin ya da dikkate alınmayan bir tahminin tek başına anlam taşımayacağını söyledi. Bilim akademilerinin yalnızca teknoloji geliştirilmesini değil, toplumların risk bilgisine nasıl güvendiğini ve bu bilgi doğrultusunda nasıl harekete geçtiğini de araştırması gerektiğini altını çizdi.
“Dirençlilik Bir Ürün Değil, İnşa Edilen Bir Süreçtir"
Prof. Dr. Muzaffer Şeker, Türkiye'nin büyük afetlerden edindiği deneyimleri uluslararası bilim camiasıyla paylaşmaya hazır olduğunu belirterek, afetlere karşı direncin satın alınabilecek bir ürün değil, uzun yıllar boyunca inşa edilen bir süreç olduğunu ifade etti. Şeker, “Bilime sahibiz. Teknolojiye sahibiz. Bilim akademilerinden oluşan bu güçlü ağa sahibiz. Şimdi ihtiyacımız olan şey iradedir.” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Taslak Bildiri Üzerinde Çalışmalar Sürdü
Toplantının ikinci oturumda ise ABD hükümetinin bildiri hakkındaki değerlendirilmesini sundu. Karen Seto’nun moderatörlüğünü yaptıı panelde ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’ndan David Applegate, Vanderbilt Sürdürülebilirlik, Enerji ve İklim Merkezi’nden Hussam Mahmoud, Araştırma ve Geliştirme’den (Research ANd Development-RAND) Jessica Jensen teknoloji, uluslararası iş birliği ve afetlere karşı direnç konusunu masaya yatırdı.
Programın ikinci günü üçüncü oturumda; taslak bildiride uzlaşılan noktalar açıklandı ve konu hakkında John Hildebrand moderatörlüğünde açık oturum düzenlendi. Devam eden dördüncü oturumda Taslak Bildirinin bölüm bölüm değerlendirilirken Rania Kosti moderatrlüğünde Bildirinin nihai hale getirilmesine ilişkin gerçekleştirilecek adımlar üzerinde duruldu.